• (Alış) 5.418 TL
    • (Satış) 5.428 TL
    • (Alış) 6.131 TL
    • (Satış) 6.142 TL

Kitap İncelemesi: Tuhaf Bir Kadın

Kitap İncelemesi: Tuhaf Bir Kadın
15 Ağustos 2018 10:00

Üstüne basa basa “kadın şair”, “kadın öykücü”, “kadın edebiyatçı” dememizi isteyen Leyla Erbil’in 1971 yılında yayımlanan ilk romanı, “Tuhaf Bir Kadın” ile sizlerleyiz. Erbil, bu romanda yalnızca bir kadının yaşam öyküsünü sunmamış, aynı zamanda 50’ler Türkiyesi’nde kadın olmanın da resmini çizmiştir.  Cumhuriyet döneminde, evde, kentte, sol cenahta nasıldır bu kadınlar, konumları nedir, neredediler? Peki ya kadınların iç sesleri neler söyler? Günlüklerine neler yazarlar? Bu soruları korkusuzca yanıtlamıştır Erbil, kendine has üslubuyla. İlk gençlikten yetişkinliğe kadar olan serüvende bir kadının yaşamına ayna tutan bu roman,  4 bölümden oluşmaktadır : Kız, baba, ana ve kadın. Okuyucuyla ilk buluştuğunda 4 ayrı öykü zannedilmiş olsa da, Erbil’in özgün tarzına zamanla alışılmıştır.

 Kız

“Ve vücudumun tılsımlı perdesinden beni kurtaracak kimseye rastlamadım henüz.”

Günlük söylemiyle oluşturulmuş bu ilk bölümde, cesur bir kadın karşılıyor bizi. Kısmen Atatürkçü, korkusuz, mert ve alt metinlerden anladığımız kadarıyla merhametli bir kadın. Bir kaygısı var yaşantısında. Kaçmak istiyor; annesinin diktatörlüğünden, din baskılarından, acılarından… Mücadelesi en çok çocuklara “orasını” gösterirken ve dedikoduları yüzleştirirken ortaya çıkıyor. Annesi, namusunun bekçisi. Bacaklarının arasındaki “zar parçasını yere göğe sığdıramıyor”. Bekarete, enseste, kutsal evlilik kurumuna  dokundurmuş kalemini Erbil. Orta sınıfın ahlak pratiklerinin eleştirisini dökmüş sayfalara.

Kurmaca olmadığını bildiğimiz mekanlarda şekilleniyor hikaye; Baylan, Çardaş, Lambo gibi. Edebiyatçı olmak bu mekanlara gitmekten, kendini göstermekten geçiyor. Erkek egemen bir ortam var, Erbil bunun da eleştirisini yapıyor. Günlükten anladığımız üzere bu erkekler, adalet, eşitlik, özgürlük sözleri altında softalık ediyorlar. Gerçekten iyi anlaşabildiği bir erkek var, Halit, birlikte kaçmak istediği. Yakalanınca annesinin “ölsün de, namusum kurtulsun” diye dua ettiği. Oysa sevilmeyi istiyor sadece, gerçekten değerli biri tarafından sevilmeyi, henüz 19 yaşında.

 Baba

“Kimseye kim-seye kim-se-ye hakkım helal ol-ma-sın.”

Yoğun bir şekilde bilinç akışı tekniğinin kullanıldığı  ikinci bölümde, bir babanın sesine kulak kesiliyoruz. Erbil, bir insanın hayatı, nesneleri, insanları nasıl algıladığını anlatırken deyimlere, deyişlere, Karadeniz ağzına yer vererek dildeki maharetini konuşturmuş. Baba, adının Nermin olduğunu öğrendiğimiz kızının solculuğuna ve ateistliğine öfkeli. Kendi istediği gibi yetiştirememiş onu, ekmek peşinde koşayım derken unutmuş evladını. Ölüm döşeğinde, yaşarsa, son vazifesi kızına Allah’ı öğretmek olacak. Öyle ya, “bir sığınaktır Allah, bir dayanaktır, bir avunak”. Baba bir taraftan bu denli muhafazakarken, diğer taraftan kızıyla oturup içecek kadar açık görüşlü olmasıyla övünüyor. Yobaz olmadığını, Avrupalı bir baba gibi hak tanıdığını söylüyor çocuğuna.

Baba bölümünün en ilginç yanlarından biri, Mustafa Suphi’yi ele alıyor olması. Ağabeyi vasıtasıyla tanıdığı Suphi’nin ölümü, babanın zihinde dolaşan konulardan biridir. Yazar, sıklıkla rastlayamacağımız bir şeyi yaparak, Mustafa Suphi ile ilgili belgelere yer vermiş ve yeni baskılarda da – eğer varsa – bu belgelere eklemede bulunmuştur.

 Ana

“Akrabanın akrabaya ettiğini akrep akrebe etmez.”

Dördüncü bölümde daha da belirginleşecek olan sol cenah ile halk arasındaki sevgi – nefret ilişkisine bir giriş yapılan bu bölümde, Erbil adeta bir rüyayı anlatır gibidir. Somut bir rüya olmasa da, gerçeğin yeniden kurgulanması söz konusudur. İlk bölümde kızına vurma hakkını kendinde bulan, ikinci bölümde oğlunun ölümünün ardından “Sarı oğlum benim, sarı aslanım, bundan sonra haram olsun dünya bana, evlat sevgisi haram olsun bana” diyen anne, bu bölümde çok daha farklı bir karaktere bürünmüştür. Kızını koruyan bir anne vardır artık.  Öyle ki, “Biz zaten bu kız için çok şeyler duymuş iduk, kalkın kalkın sürünmeyin bi yana abdestiniz bozulur, murdar olursuz, murdar olursuz…” diyenlere karşı : “Bana bakın akrepler, çenenizi kapayın, ben sağken kızıma söz söyletmem, ben hem anası, hem babasıyım onun; çakallar siz komonis nedir ne bilirsiniz, şimdi benim ağzımı açtırmayın ha!” demiştir.

  Kadın

“İNSANLARI SEVMEK ZORUNDAYIM BEN.”

 Üniversite yıllarına, babasının ölümüne, annesiyle olan ilişkisine tanıklık ettiğimiz Nermin’in olgunluk yılları karşılıyor dördüncü bölümde bizleri.  On yıllık İşçi Partisi üyesi, Bay Bedri’nin karısı, çocukluk arkadaşı Meral’in yengesi; Bayan Nermin. “Bir melek kadar temiz, bir akıl hastası kadar saf” halkı için Osmanbey’den Taşlıtarla’ya taşınmış. Öğretmek, paylaşmak, birlikte yaşamak istiyor, canı halkıyla. Bir solcu olarak halkı aydınlatmak, onun görevi, böyle düşünüyor. Tüm iyiliklerinin karşılığında aldığı uzun, beyaz köpüklü bir tükürük parçası olsa da, vazgeçmiyor davasından. Bilseler öyle yapmazlar, iyiliklerinin istediğimi bilseler öyle yapmazlar diyerek avutuyor kendini. Bayan Nermin’in bu çabalarını okurken, Erbil’in Türk solculalarına yönelik bir eleştiri getirdiğini görüyoruz. Yazar, burada, “halka inmek” adı altında gerçekleştirilen havai davranışları yeriyor. Ayrıca bu bölümde karşımıza Tanzimat Dönemi romanlarında da sıklıkla gördüğümüz piyano çıkıyor. Bayan Nermin için ayrı, parçalanmış, tılsımlı bir yeri var piyanonun; ancak piyanosunu bile paylaşmaya razı halkıyla.

Eseri bitiriken, başarmak istediği şeylerin birçoğunu başaramamış, hayalleri yarım kalmış bir kadın buluyoruz. Evliliği istediği gibi gitmemiş, cinselliğe sırf adım atmış olmak için adım atmış, tuhaf bir kadın.

“İNSANLARI SEVİYOR MUSUN ACABA SEN?”

Nisa Aybala Avcı

Nisa Aybala Avcı

“Ankara’da en sevdiğim şey bu teşrifatsız sade ve samimi kardeşlik havasıdır.”

Bu yazıya 3 Yorum Yapıldı.

  • Elif
    23 Ağustos 2018 15:04

    Nisa hanım en büyük hayraninizim umarım mesajimi okursunuz :)) Teşekkür ederiz bu güzel emeklerinize😍😍❤️❤️

  • Orhun
    23 Ağustos 2018 20:17

    Bir edebiyatçı olarak sade ve net bir analiz için teşekkür ediyorum. Leyla Erbil hayat hikayesini iyi bildiğim bir kadın ve yanlış hatırlamıyorsam bu kitabını yazdığında aynı zamanda hükümet tarafından 1971 yılında bir tür siyasi dava açılıyor kendisi hakkında ve kitabın baskısı erteleniyor. Daha sonra birinci ve ikinci baskıları ’72 yılında basılıp birinci baskılardaki yıl bölümü düzenleniyor. Bu güzel analiz için tekrar teşekkürler umarım hep bu minvalde devam eder. Başarılar..

  • Mert
    26 Ağustos 2018 16:34

    Gerçekten çok güzel bir inceleme olmuş.Kitabı kendim de okudum ve daha iyisi yapılır mıydı bilemiyorum 🙂

Bir Yorum Yazın

Reklamlar

Reklamlar