Veda

Veda
7 Nisan 2017 11:56

Kokusunu merak ediyorsun, elmacık kemiklerinden köprücük kemiklerine kadar. Kaburgalarına verip ağırlığını yüreğini ezmek istiyorsun. Bir nefeste çekip içine saç tellerini tek tek koklamak. Ama çelişkiler, bitmek bilmeyen sonu gelmeyen sorular durduruyor seni, bir anda dağılıyor hayalini kurduğun kokular. Vücudunu geriye çekiyor uzaklaşıyorsun. Teninin sıcaklığı burnunun ucunda…

Bilmediğin bu coğrafyayı hiçbir zaman keşfe çıkamayacağını düşünüyorsun. Misk kokulu çiçeklerine ulaşamayacak ve kadife yapraklı gülleri okşayamayacaksın. Sandalyeye oturup sigaranı yakıyorsun. Bir nefes… sadece bir nefeste içine çekiyorsun düşüncelerini ve yine bir nefeste dağılıyor havaya, duman olup gidiyor. O ise kahvesine bakıyor. Topraktan söküp alırmış gibi derin bir sesle geciktiğini söylüyor ama sen uzun uzun dışardan onu izlediğini söyleyemiyorsun. Bir yudum alıyor kahve olduğunu varsaydığın fincandan. Sen, dağılırken dudaklarına ıslaklık onun sadece ne içtiğini merak ediyorsun. Bir sigara yakıyor. Derin bir nefeste sanki cümlelerini çekiyor, yutkunuyor, yutup hazmediyor. Artık sana söyleyecek bir şeyi kalmadı, biliyorsun. Buraya gelirken de biliyordun.

Her sabah olduğu gibi bu sabahta erken bir saatte kalkmıştın. Günün burada ondan bir şeyler duymak için kıvranarak geçeceğini bilmeden rahat ve huzursuzdun. İki zıt duygu yuva yapmıştı sana. Huzursuzluğa alışma rahatlığı belki. Bir yudum daha alıyor fincandan ve gözlerini sana dikiyor. Bu kez daha donuk kahve diyor sadece. Bu bir soru değil daha çok bir emir biliyorsun. Kahve söylüyorsun, sütsüz. Şimdi eminsin kahve içiyor. Sigaran bitti söndürüyorsun, gözlerin kül tablasına takılı kalıyor. Öğle arasında her zaman gittiğin yerde yine aynı şeyi yerken çalan telefonla nasılda heyecanlanmıştın. Sana sadece kaçta nerde buluşmak istediğini söyleyip geç kalma demişti. Sen olağan seyrinde hayatının iş yerinde bu saati beklerken o bıçaklarını biliyormuş. Daha keskin daha acısız koparmak için seni kendisinden. İrkildin, kahven geldi. Bir yudum alıyorsun, çok sıcak. Usulca masaya bırakıyorsun. Hala konuşmuyorsunuz. Öksürüyor, hissediyorsun bıçaklarını çıkaracak artık. Konuşmaya başlıyor. Kısa ama keskin, ağır cümleler. Senin ne kadar yanlış bir insan olduğunu söylüyor. Hatalarla dolu, eksik… Kötü sıfatları bir bir koyuyor önüne, işte diyor bunlar sensin. Kulakların uğuldamaya başlıyor. Dinlemiyorsun artık. Ona bakıyorsun, sesiz bir film gibi bir şeyler anlatıyor ama duymuyorsun. Sinirli gözüküyor sinirli gözüküyor sadece…

Geç kalmamak için işten erken çıkmıştın. Buluşacağınız yer sana bir saat uzak bir mesafede iki vasıtayla gidebileceğin küçük bir kafeydi. Merak ediyordun; kendisi istemişti ama sahiden gelecek miydi? Sürekli telefonuna bakıyordun. Geç kalmak istemiyordun. Çünkü bundan nefret ediyordu. Düzenli programlı hayatına seni dahil edemiyordu. Haklıydı sen buluşmalara bile geç kalan özensiz bir insandın. Tam vaktinde oradaydın. Çoktan gelmiş, oturmuştu. Dışardan onu izlemeye başlamıştın. O sana bir kapı kadar uzakken, kapıyı açtığında onu daha büyük mesafelere fırlatacağını biliyordun. Karasızdın ve korkuyordun. Elin, kapının kolunda her an gevşek bir hareketle onu açmaya senin içeri fırlatmaya hazırdı. O ise arkası kapıya dönük huzursuz ve bıkkın saatine bakıyordu. Aniden yerinden sıçradın. Kapının dışında ona bakarken buldun kendini kaç dakikadır burada olduğunu merak ediyordun. On beş dakikadır kapının dışındaydın. Ve onu izliyordun. Elin artık kapının kolunda değildi. O hala hazırladığı bıçakları sana göstermek için telaşla oturuyordu. Sen ise ne bu bıçakları görmeye hazırdın ne de ölmeye. Küçük bir vedaydı bu ondan sana gönderilen. O buraya geldiğini bilmeyecek ve senden nefret edecekti; sen ise ezilirken altında dünyanın o farkında olmayacaktı.

nur cengiz

nur cengiz

''Amaç, hiç kimsenin görmediği bir şeyi görmek değildir. Herkesin gördüğü bir şey hakkında, kimsenin henüz düşünmediği bir şeyi düşünebilmektir.'' -Schrödinger

Bir Yorum Yazın